Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

27 Haziran 2012 Çarşamba

Suskun Vedalar ( III )



















O, uzak iklimlerde açmış bir Cezayir menekşesiydi,
Gözleri bazen yeşil, bazen ela, bazen de kahveye çalardı.
Yürüyüşünde yavru ceylanlar seker,
Yüreğinde nice yanardağlar beslerdi de kimseler bilmezdi.
İç dünyasını anca bir sevilen görebilirdi
Sevgide suskundu o yüzden..
Güneşin battığı yerden doğar
Gülen güzel yüzü
Ay’la dans eder
Yıldızlarla göz kırpardı karanlıklara..

Fatıma-i Zehra misali
Yüzünde Muhammed nuru vardı
Meleklerin secdeye durduğu..

Ne zaman sıkılıp bunalsa, özürlü çocuklara gider
Onlarlarla saatlerce zaman geçirirdi
Onların iyilik meleği, ..... teyzesiydi
Orada olduğu zamanlarda sesi bir başka geliyordu
Hüzün ve mutluluğun şiirsel yankısı gibiydi
Zaten kalbi sevgi dolu biri
Ama orada bir Azize oluyordu..

Narin zarif ve asil’di
O’nu bulmak kolaydı,
Çünkü mutluluk ışığı saçıyordu bulunduğu her yerde
Kimseye aşık olamamıştı
Yavan geliyorlar hepsi demişti
Başka bir şey istiyordu ama yoktu işte
Yüreğinde depremler oluşturacak bir başka yürek.
O yüzden babamdan başka hiçbir erkeği sevemedim derdi
Ta ki; O güne kadar.

Kimselerin bilmediği görmediği
Bir Cenneti vardı gizli saklı
Tüm riyalardan arınmış kötülüklerin yer almadığı ayrı bir Dünya
O mutlu doğmuştu ve mutluluk perisiydi
Nasıl anlatsam ki;
Her haliyle güzel yaratmış Yüce Yaradan
Ve o İzmir’in en güzel genç kızıydı...

...

Hiç yorum yok: